MEDYA YANSIMALARI

Kuzuların Canını Acıtmayın

Bugün Dünya Hayvan Hakları Günü aynı zamanda…
Dana kovalayacağız…
Önce ayağını keseceksin, kaçamasın…

*

Takvim sanki yüzümüze vurmak istedi…
Bugün bütün medeni dünya, insan dışındaki canlıların da hakları olduğunu konuşuyor ve savunuyor…
Çarşıda ise koyunlar gruplar halinde koşuyorlar bir o yana, bir bu yana… Aklıma Nazi kamplarına götürülen insanlar geliyor, ellerinde bavulları, o kaldırımdan bu kaldırıma…
Kimisi kamyonetlerin arkasında, kimisi parmaklıklardan başını uzatmış bakıyor şaşkın ve korkmuş…

*

Ve televizyon haberleri, ellerinde satırla dana kovalayan insanlarla dolu…
İbadet midir bu?..
Bir canlının kafasını kesmek nasıl ibadet olabilir?..
Niçin çocuklar görmesin diyor imam, çocuklardan gizli ise nasıl ibadettir?..
Ben “Kurban parasını vermek olmaz, kan göreceksiniz” diyen bir din öğretisini asla kabul edemem…

*

Bu “kesme” kültürü işte…

*

Kimse kırılmasın…
İnanmış insanların tüm ibadetlerini Allah kabul etsin…
Bayramınız kutlu olsun…

*

Ama bu görüntüler medeni toplumlara yakışmıyor…
Çocuklar kesmeyi değil, yaşatmayı öğrensinler…
Sevsinler canlı ne varsa…
Sadece yurtlarda yaşıtları 175 bin yetim var… Senede bir gün et yemek yerine, ömür boyu unutmayacağı, uzaktaki yaşıtından gelmiş, bir ayakkabıyı, bir oyuncağı, bir giysiyi, tableti kucağına alıp uyusun bu gece…
İbadet işte…

*

Yine de Dünya Hayvan Hakları Günü’nde, medeni dünyanın televizyonlarında İstanbul Boğazı kırmızı akacak…
Dana kaçacak, oturup kovalayanlara bakacaksın…
Ne diyebiliriz ki…
Bari canları acıtılmasın…

http://sozcu.com.tr/2014/yazarlar/bekir-coskun/kuzularin-canini-acitmayin-615514/

HAYTAP HAYVAN HAKLARI FEDERASYONU BAŞKANI AHMET KEMAL ŞENPOLAT – HAYTAP Hayvan Hakları Federasyonu Başkanıyım, aynı zamanda MEF Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ nde hayvan hukuku dersleri veriyorum. Dolayısıyla hukuki kısımlara gireceğim; diğer maddelere de fazla girmeyeceğim. Belki bir şeyin değişmeyeceğini de biliyorum. Çünkü on yedi yıldır -belki sizden bile eskiyim- bu Meclise gelip gidiyorum; özellikle bu yasayla ilgili olarak. Bu arada Cumhurbaşkanı o dönem Başbakan olan Tayyip Erdoğan ile Dolmabahçe Sarayı’ nda görüşmelerimizden itibaren, hatta daha öncesinden itibaren bu yasa hep gündemdeydi. Sayın Vekilimiz “On sekiz aydır” dedi ama hâlbuki on sekiz ay değil, yaklaşık on yedi yıldır aslında bu değişiklik hep… DENİZ YAVUZYILMAZ (Zonguldak) – Ben rapor çıktıktan sonra dedim. HAYTAP HAYVAN HAKLARI FEDERASYONU BAŞKANI AHMET KEMAL ŞENPOLAT –Evet. Ama on yedi yıldır biz bunu hep gündemde tutmaya çalıştık. Umarım bu kadar emeğin sonucunda… Ben tamamen, külliyen karşı değilim ama birkaç cümle değişikliğiyle, birkaç cümlenin çıkartılmasıyla daha büyük bir kesim tatmin olacak o ortada. Yani bunda inat edilmemesi gerektiğini düşünüyorum. Yani külliyen bir karşılık yok, fakat hani önerilerimiz de var. Sabah yine arkadaşlar da konuştu, ben onları tekrar etmek istemiyorum. Daha fazla kişiyi tatmin etme olasılığımız var; bundan kaçınmayalım.  Yasanın adı “hayvanları koruma kanunu” evet, “hayvan hakları yasası olsun ” deniliyor ama hukuki olarak hayvanlara hak verilmesi mümkün değil. Bunu hukukçu olmayanlara nasıl anlatabilirim? Hayvanlara hak verdiğiniz zaman aynı insanlarda olduğu gibi tasarruf ehliyetlerinin olduğunu kabul ediyorsunuz; yani onlara miras kalabilir, alım satım işlemi yapabilir, tasarruf işlemlerinde bulunabilir gibi bir anlama geliyor. Benim üniversitede vermiş olduğum dersimin de hayvan hakları dersi olmasını, örneğin üniversitede hukukçular kabul etmediler; çünkü hayvanların hakkı olamaz. Ama hayvanların bir hukuku olabilir, onların korunmaya değer bir hukuku olabilir. Dolayısıyla, eğer ismi değişecekse “Hayvan Hukuku” olabilir “Hayvan Haklarını Koruma Hukuku” olabilir, hukukçular bunu daha iyi anlayabilir ama teknik olarak “Hayvan Hakları” olamıyor. O zaman, gazete haberlerinde bazen görüyorsunuz ya “Amerikalı yaşlı bir kadından köpeğine 1 milyon dolar miras kaldı” şöyle oldu gibi, konu o yerlere gidebilir. Hayvanların maalesef –keşke olsa- bir hakları yok, Medeni Kanun buna engel oluyor bir kere. Dolayısıyla, değişecekse “Hayvan Hukuku” gibi değiştirilebilir. Bir de yasanın adında tabii “Hayvanları Koruma Kanunu ve Türk Ceza Kanununda Yapılan Değişiklik” var; evet, Türk Ceza Kanunu’nda sadece 151’inci madde kaldırılıyor ama burada birçok başka yasaya da dokunulduğu için bence Medeni Kanun’da da değişiklik yapılması gerekiyor. Bizim yıllardır slogan olarak kullandığımız şeyi Komisyonun kullanması, milletvekillerinin kullanması çok güzel yani “Hayvanlar mal değildir, candır” ı herkes söylüyor fakat bu sadece Ceza Kanunu’ndaki 151’inci maddeyi kaldırmakla olmuyor. Eğer gerçekten böyle bir şey yapacaksanız açın, Alman Medeni Kanunu’na bakın, onlar cesaretli bir şekilde Alman Medeni Kanunu’nun 90’ıncı maddesinin içine “Hayvanlar mal değildir, hissedebilen canlılardır.” diye bir hükmü açık açık koydular. Evet, şimdi Hayvanları Koruma Kanunu’na bunu koyamazsınız ama illa koymak istiyorsanız, illa “Hayvanlar mal değildir.” demek istiyorsanız bunu açık bir şekilde Medeni Kanun’a koyacaksınız 683’üncü maddeye ek bir fıkra olarak. Ama koymayacağınızı tahmin ediyorum, ben yine de söyleyeyim, bundan sonraki beş yıla ya da on yıla yatırım yapıyorum bu cümleyle. Fakat siz bir yandan katalogdan satışa izin vereceksiniz, diğer yandan, Kara Avcılığı Kanunu’yla ilgili herhangi bir şey yapmayacaksınız, Bakanlık istediği gibi hayvanların öldürülmesiyle ilgili olarak ihaleye çıkacak ve “Bundan para kazanıyorum.” diyecek ; dolayısıyla, siz zaten hayvanları mal olarak kabul ediyorsunuz, istediğiniz kadar slogan olarak bunu söyleyin. Yani yasanın içeriği ile sizlerin söylemiş olduğunun arasında açık bir tezat var. Katalogdan satış yapacaksınız, internetten “petshop” hayvanlarının satışını yapacaksınız, doğrudan satış yapacaksınız yani faturalı mal alınacak, satılacak; nasıl oluyor o zaman “Mal değildir de can” a geçtik? Kendi içimizde tezada düşmeyelim. Ya cesaretli bir adım atalım, Medeni Kanun’a bir cümle ekleyelim “Hissedebilen varlıklardır” diyelim -ki gelişmiş bütün ülkelerde incelediğiniz zaman o madde vardır- ya da bu sloganı söylemeyin, boşuna basında da internette de “Hayvanlar mal değildir, candır.” diye sloganlar çıkmasın. Yanıltıcı oluyor, hukukçular gülüyorlar, böyle bir şey yok çünkü; onu özellikle vurgulamak istedim. Bir de yasa teklifinin genel ruhunda şunu görüyorum: Evet, burada bu kadar kişi yıllardan beri mücadele ediyor ama görünen o ki burada şu anda aramızda olmayan ciddi bir lobicilik grubu bu yasa teklifindeki kimi maddelerin değişmesini istememiş. Örneğin, şu anda, evet “Niye konuşuyor?” gibi düşünebilirsiniz ama diyelim ki turizmciler çok büyük olasılıkla geliyorlar, diyorlar ki: “Yunus parkları kapatılmasın, komik bir idari para cezası verin, 25 bin lira Rixos Hotel’de 3 gece kalma parası o adam için. Eğer siz gerçekten cesaretliyseniz 500 bin lira para cezası verin, adam için caydırıcı olsun. RTÜK için 20 bin lira diyorsunuz, yayın yapmadığı zaman yani saniyesine adam 100 bin lira alıyor bir reklamın, 20 bin liradan CNN Türk mü, NTV mi, bunların hangisi etkilenecek? Hiçbir tanesi etkilenmeyecek. “’Pet shop’larda hayvan satılmasın” diyoruz; tamam, kapatıyorsunuz ama bizim oradaki derdimiz, o camın arkasında can satılan dükkânlardaki hayvanların çektiği eziyet değil ki, onun için bu tartışmalar yapılmıyor ki. Evet, öyle olanlar da vardır ama esas derdimiz, popülasyonun kontrol altına alınması, bilinçsiz bir şekilde insanların gidip oradan almaması. Siz orayı kapatıyorsunuz, başka bir kanal açıyorsunuz, adama neredeyse kargoyla Pitbull da gelecek, Cocker de gelecek, Golden da gelecek; âdeta satış şeklini değiştiriyorsunuz, on-line satışa açmış oluyorsunuz. Biz popülasyonu kontrol etmek istiyorduk yani önümüzdeki on yıl içinde sokakta bir hayvan olmasın, terk edilen hayvan olmasın istiyorduk. Adam dükkâna gittiği zaman diyecek ki: “Ben B1-17’den 3 tane hayvan istiyorum” “Kargoyla mı yollayalım, gelip buradan mı alırsınız?” diye pizzacı gibi dönüp dolaşacak, iş oraya gelecek. Size satrançtaki üç dört hamle sonrası karşılaşacağımız olayları anlatmaya çalışıyorum. Önemli konulardan bir tanesi daha: Evet, kedi ve köpekler üzerine kurgulanmış gibi gözüküyor her zaman yasa teklifi fakat en fazla canı yanan hayvanlar -kabul edin, etmeyin- mezbahadaki hayvanlar. Bakın, acısız kesimi yine kabul etmeyeceğinizi biliyorum ama kafamıza girsin, bundan beş yıl, on yıl sonrasına yatırım yapıyoruz. Acısız kesim Türkiye’nin bazı yerlerinde uygulanmaya başladı. Kesilmesin demiyoruz, öyle ütopik ve marjinal bir şey üzerinden gitmiyoruz ama bugün gidin, acısız kesim aleti yaklaşık 10 bin euro civarında, uygulama yerleri var, çok istiyorsanız götürebiliriz; hayvanlar kan revan içinde değil, yavrusunun önünde kesilmiyor. Bir ineğin, koyunun kesildikten sonra -bilimsel olarak tespit edilmiş durumda- üç dakika boyunca acı çektiği ortada. Biz bunda önderlik edelim, ne olur; hayvanlar kesilmesin demiyoruz, mecburen olacak ama acısız kesim olayı varken, Diyanet buna onay vermişken, Tarım Bakanlığı ile bu kadar mücadele ediyoruz, bir şeye de önderlik edelim, birazcık radikal olalım bir yerde, radikalse eğer bu. Gerçekten, onlar kedi ve köpeklerden, sabahtan beri konuştuklarımızdan çok daha fazla acı çekiyor. Bu hayvanlar memeli, bu hayvanların yavrusu var, bu hayvanların yavruları öldürüldüğü zaman gözlerinden yaş geliyor, dokuz ay on gün hamilelik yaşıyorlar aynı insanlarda olduğu gibi, sadece konuşamıyorlar. Acısız kesim çok zor bir şey değil. Bu kadar radikal karar alamadınız, en azından pilot bazı şehirlerde uygulanmasını teşvik edelim, diğer şehirler de bunu görür, kendiliğinden geçer, bazı şeyler yasayla olmaz ama diğer insanların, uygulayıcıların aklına böyle bir şey gelmiyor, bunu gösterelim yani yasada bunun önü açılabilir. Bir şey daha: 1’inci maddede tanımlarda geçti ama ileriki maddelerde karşımıza gelecek; ev hayvanı tanımı yapılmış fakat ilerleyen maddelerde göreceğiz, karşımıza gelecek, 28/A maddesinde bu hayvanları öldürenler için altı aydan başlayan hapis cezası var. Ama hangi hayvanları? Ev hayvanlarını ya da evcil hayvanları diyoruz. Peki, sahipsiz olan hayvanlar ne olacak; eşekler, atlar, sokaktaki köpekler, kediler? Dolayısıyla, bizim buraya, 1’inci maddeye mutlaka sahipsiz hayvan tanımını koymamız lazım. Eğer koymazsak hâkimin önüne bu yasa gittiği zaman diyecek ki: “Sahipsiz hayvan tanımıyla ilgili olarak siz 28’inci maddede bir şey düzenlememişsiniz, sadece evcil hayvanların öldürülmesi hâlinde altı ay hapis cezası var.” Orada ben eksiklik gördüm, bunun mutlaka… 28/A maddesinde ben onu tam olarak göremedim. 28/A maddesinde yaptırımlar bölümüne geldiğiniz zaman bakın şöyle diyor, : “Bir ev hayvanını veya evcil hayvanı kasten öldüren kişi altı aydan dört yıla kadar hapis cezasıyla çarptırılır.” Ev ve evcil hayvana siz bunu verdiğiniz zaman diğer hayvanları görmezden geliyorsunuz. Yani sadece tanıma değil, 28/A maddesine o kelimeyi eklemeniz lazım, ileride başımıza sıkıntı çıkacak, özellikle Mustafa Hocam size vurgulamak istiyorum bu kısmı. Toparlayacağım, bir iki önemli eksik kısmımız daha var. Sayın Komisyon üyeleri, pratikte karşılaştığımız sıkıntılardan bir tanesi de şu: Adamın ev hayvanı var, evcil hayvanı var, balkonda bırakmış, gitmiş yazlığına, kulübesinde zinciri çok kısa. Evet, şimdi çevre, doğa hayvan polisi vesaire falan çıktı ama konut dokunulmazlığı olacağı için böyle durumlarda hayvan polisinin ya da Bakanlık yetkililerinin müdahale yetkisi yok. Yani hayvanını bırakıyor, bir ay Bodrum’a gidiyor, balkonda siz onu dışarıdan görüyorsunuz, hayvana acil olarak müdahale edilmesi lazım. Savcılık “Ben karar vermem” diyor, Hayvanları Koruma Kanunu’nda açık olarak bir yetki vermemişsiniz, konut dokunulmazlığına girer diye o hayvanı oradan alamıyorsunuz. Buraya ek bir madde eklenmesi lazım çünkü bunlar acil durumlar, bir iki saat içinde hayvana müdahale edip alabilmeniz lazım adamın bahçesinden. Kısa zincirli oluyor, güneşin altında kalıyor, yağmurun altında kalıyor, bir hafta boyunca orada kalmış oluyor. Unutulmuş, eklenmesi gerektiğini düşünüyorum, pratikte biz bununla çok karşılaşıyoruz, kimse müdahale edemiyor buna. Hatta, buraya belki savcılığı da koymak isteyebilirsiniz ama bana kalırsa savcılıktan izne de gitmeyin çünkü adam oraya gidecek, izin alacak, savcının duruşmadan çıkmasını bekleyecek, izin çıkacak; o hayvan öldü gitti bu arada. Yani bazı yerlerde ivedi karar vermemiz gerekiyor ama hayvana mal olarak bakarsanız, evet, üç gün sonra da belki biri gidecek de müdahale edecek. Ama şu aşamada müdahale yapılamıyor.

Prof. Dr. Tamer Dodurka

“Hayvanın kafası bedenden ayrıldığında ya da artık soluk almayıp hareketsiz kaldığında, hayvanın öldüğü ve artık acı duymayacağı şeklindeki inanış da doğru değildir.

Hayvanın hareketsiz kalışı ilk başlarda öldüğü için değil, beyinle hareket organlarının bağlantısının kesilmesi ve kan basıncı düştüğü için tepki verememesinden kaynaklanır.

Yani hayvan acı duyduğu hâlde hiçbir yerini oynatamaz, boğazı kesildiği için bağıramaz. Kafa bedenden ayrıldığında acının biteceği iddiası da doğru değildir. Kafa ayrılsa bile bir süre beyin ölümü gerçekleşmediği için hayvan acı duymaya devam etmektedir.”

Hayvanlarda Acısız Kesim – Prof Dr Tamer Dodurka

”Hayvanlar kesilmeden önce sersemletilmelidir”
Dr James Kirkwood, The Humane Slaughter Association Hayvanların biyolojileri ve ihtiyaçları hakkında gelişen bilimsel çalışmalar ile birlikte, dünyanın her yerinde hayvanlarla (çiftlik, evcil hayvan, vahşi ve diğerleri) etkileşimlerimizle ilgili gelenekler yeniden değerlendiriliyor. Artık, diğer omurgalı hayvanların (ve belki bazı omurgasızların) bizim gibi, acı verici uyaranları öznel olarak hissetme – farkında olma – kapasitesine sahip olduğuna ve bu kapasitenin, sağladığı koruyucu avantajlar nedeniyle geliştiğine inanılıyor. Bu nedenle, hayvanlara gereksiz yere acı veya başka hoş olmayan duygular vermekten kaçınmak için giderek daha fazla çaba sarf ediliyor.

Örneğin, cerrahi tedaviler veya yaralanma veya hastalık nedeniyle hayvanlarda ağrının iyileşmesini sağlayan veteriner anestezisi ve analjezisinde büyük ilerlemeler kaydediliyor. Benzer şekilde, kan kaybından ölüme neden olmak için büyük kan damarlarını kesmeden önce gıda hayvanlarını sersemletmek – acı veya diğer hoş olmayan duyguların olasılığını ortadan kaldırmak için onları bilinçsiz hale getirmek – için geçen yüzyılda yöntemler araştırılmış ve geliştirilmiştir. Buna duyulan ihtiyaç, Yeni Zelanda’da yapılan son araştırmaların sonuçlarıyla daha da doğrulanmıştır. Bu araştırmalar hafif anestezi uygulanmış sığırlarda boyun kesiklerinin, ağrı reseptörlerinin, bilinçli bir hayvanda ağrı olarak algılanabilecek beyin aktivitesi ile sonuçlanan sinyaller göndermesine neden olduğu ve bunun sersemletme ile önlenebileceğini göstermiştir.

Hayvanlar bayıltılmadan kesildiğinde, bilinçlerini kaybetmeden önce, büyük kan damarlarını kesmek için boyun dokularının kesilmesinden kaynaklı olarak ağrı ve diğer hoş olmayan duyguları hissedebilirler. Karen von Holleben ve diğerleri (2010) tarafından gerçekleştirilen ventral boyun kesilmesi ve bilinç kaybına kadar geçen sürenin değerlendirilmesiyle ilgili araştırmaya göre “Sığırların çoğu kesimden sonraki beş ile doksan saniye arasında bilincini kaybediyor gibi görünüyor” ve “koyunlar ventral boyun kesilmesinden sonra iki ile yirmi saniye içinde bilincini kaybediyor gibi görünüyor”.

Kanatlı hayvanlarda ise bilinç kaybı süresinin 12-15 saniye olduğu araştırmalar tarafından göstyerilmiştir. Bu derlemede belirtildiği gibi: “Özet olarak, sersemletilmemiş bir hayvanda ventral boyun kesimi yapılmasıyla ilgili refah endişelerinin bir kısmı ortaya çıkar, çünkü kesimin ardından bilinçsizliğe ulaşmak biraz zaman alabilir.” Modern sersemletme yöntemleri, kesim sırasında acıya veya diğer hoş olmayan duygulara neden olma riskini önleme veya en aza indirmeye yönelik insancıl idealin (çeşitli eski geleneksel kesim yöntemlerinin arkasında da yatmaktadır) peşinde büyük bir ilerlemedir.

Hayvanlara yapılan bu vahşete son verin

İstanbul, 7 yıl önce…

Bir mezbahaya gittim ve hayvan kesimi izledim.

Aman Allah’ım.

Tarifi yok tanık olduğum vahşetin. Hayatımda gördüğüm en feci şeylerden biriydi. Derinden sarsıldım.

Utandım, insanlığımızdan utandım.

Nasıl acı çekiyordu o hayvanlar anlatamam. Ama yanlış anlaşılmasın, uzay üssü gibi bir tesisti.

Pek şık, pek modern. Kesim yerine gelince görevliler, “İsterseniz bakmayın” dediler, “Güzel bir manzara değil”… “Olur mu ben kesimi yazmak için geldim!” dedim.

Ve baktım. Sanırım orada, o gün gördüğüm görüntüler, bütün bir hayat boyu zihnimden silinmeyecek. Ben bir katliam gördüm! Orada ve Türkiye’deki mezbahalarda bu katliam sürüyor. 7 yıldır da değişen bir şey olmadı. Bir kan gölüydü ortalık. Hani havaalanlarında bavulunu, çantanı bir banda koyarsın ya, öyle bir bant vardı. Koyunlar, art arda o banda konuluyordu. Orası ‘ölüme hazırlık bandı’. Ve o bant ilerliyor. Hayvanlar da tuhaf bir şekilde başlarına gelecek olanı hissediyorlar sanki, hepsinin gözünde inanılmaz bir korku.

Ve sonra, sıraları gelince, kasap -ama bana orada cellat gibi gelmişti- ayağına zincir geçiriyor, hayvan bir afallıyor, sendeliyor, bandın üzerine düşüyor. Diğer cellat da tutuyor ve hayvanın gırtlağını kesiyor.

Ama ne yazık ki o hayvanlar, ‘küt’ diye ölmüyor.

Tamam gırtlağı kesiliyor, kanı boşalıyor. Ama sen görüyorsun, can çekişiyor, debeleniyor, ölmemek için direniyor, her taraf kan içinde, o kan her yere sıçrıyor, ortalık kan gölü… Ve bu işkence dakikalarca sürüyor.

Bazen 3, bazen 5 dakika.

Yazıktır, günahtır!

O kadar feciydi ki…

“Allah kahretsin!” diyorsun, “Olmaz olsun!” diyorsun, çığlıklar atmak istiyorsun.

Oysa Avrupa ülkelerinde ve bazı Müslüman ülkelerde hayvanların kesim öncesi bayıltılması 1997’den beri yasal bir zorunluluk. İşte bunun adı ‘ağrısız kesim’. Bayıltınca ölmüyor, sadece kesilirken acıyı hissetmiyor. Tamer Hoca, yani Profesör Tamer Dodurga, o zamanlar, İstanbul Üniversitesi Veterinerlik Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı’ydı. Akademisyenliğe şimdi de devam ediyor ama aynı zamanda Tekirdağ Belediyesi’nde görevli, başkan yardımcısı. Müthiş bir adam. Bu işin peşini hiç bırakmadı.

Eğer zaten bir gün bu ülke acısız kesime geçecekse, en çok emeği geçen insanlardan biri o. Bir süre önce beni aradı. Ve Tekirdağ Belediyesi’ne bağlı Çorlu mezbahasında acısız kesim uyguladıklarını söyledi. O istiyor ki, başka belediyelere de örnek olsun, bu acısız kesim yaygınlaşsın. Birkaç gün önce… Klasik kesimi görmüş biri olarak, acısız kesimi de görmek için Hindistan uçağından iner inmez Çorlu’ya gittim. Bu sefer bir büyükbaş hayvan kesildi. Klasik kesimle acısız kesim aradaki fark o kadar büyük ki, keşke ikisi de görülse ve artık bu memlekette klasik kesim terk edilse… Bu arada Tekirdağ Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Albayrak’ı da kutluyorum. İnançlı olduğu kadar modern ve ileri görüşlere de sahip olduğu için. Onun isteğiyle belediyeye ait Çorlu mezbahası modernize edilmiş ve acısız kesim başlamış… Tüm Türkiye’ye örnek olması ve bu tür mezbahaların artması dileğiyle…

Çözüm: Acısız kesim Hocam, nedir bu hayvanlarla alıp veremediğimiz? – Sormayın! İnsan-hayvan ilişkilerinde, hayvanı bir türlü doğru yere oturtamıyoruz! 19’uncu yüzyıldan önce durum daha da vahimdi. “Bilim insana aittir. Hayvanda kullanılması günahtır!” safsatasıyla, veteriner fakülteleri bile açılamıyordu. ‘Sığır vebası’ denilen bulaşıcı ve öldürücü bir hastalık sığırları telef edince, mecburen Fransa’da ilk fakülte açıldı. Ama hayvana bakış son derece kötüydü. Descartes’a göre hayvanlar acı çekmezdi, Aristo’ya göreyse, hayvanlar ve köleler, akılsız, ilkel ve aşağılık varlıklardı. Bu nedenle onlara her şey yapılabilirdi. Ama sonra medeniyet geliştikçe ‘hayvan refahı’ kavramı gündeme geldi. Ve 1997’de Avrupa Birliği’nin bir bildirgesiyle tarımda kullanılan hayvanlar, ‘mal’ olmaktan çıkarılıp, ‘hissedebilen varlıklar’ olarak kabul gördü…

ONLAR DÜŞÜNEMEZ, ACI ÇEKMEZ, FARKINA VARMAZ!

Bu ne anlama geliyor? – Yani “O da bir canlı, hissediyor. Ona bir müdahale yaparken düşün” diyor, “Acı çektirme!” diyor. Bu tabii çoğu insanın işine gelmedi. Nasıl olsa, “Onlar Çözüm: Acısız kesim düşünemez, acı çekmez, farkına varmaz” diyerek onları istediğimiz şekilde kullanıyorduk. Örneğin bağırta bağırta kesiyorduk, üzerlerinde deneyler yapıyorduk, kabuklu hayvanları canlı canlı kaynar sulara atıyorduk. Kısacası, “Başka canlılara acı çektirme hakkımız var mı?” gibi bir soru dahi sormuyorduk. Onlara işkence çektirirken, insani değerlerimizi sorgulamıyorduk bile… Biz, hayvanların ‘aptal’ olduklarını mı düşünüyoruz?

– Ne yazık ki öyle! Oysa hepsi yaşadıkları ortamda kendi sorunlarını çözecek zekâya sahipler. Öyle olmasaydı, nesillerini bugünlere kadar devam ettiremezlerdi. Tamam onlar, bizim karşılaştığımız problemleri çözemeyebilirler ama biz de onların problemlerini çözmede yetersiz kalabiliyoruz. Hisleri bizden çok daha gelişmiş durumda, mesela depremi önceden hissedebiliyorlar. Acıyı ne kadar hissediyorlar?

– Dibine kadar! Hayvan, mezbahadan içeriye girer girmez korku ve acının kokusunu hissediyor. En küçük seslere bile tepki veriyor. İçeriye girsin diye zorlanırken, kapılar açılıp kapanırken yaşadığı korku gözlerinden okunabiliyor. Ondan sonra, sıra kesime geliyor. Kesim acısını da, beyin ölümleri gerçekleşene kadar hissetmeye devam ediyorlar. Bu da ne yazık ki dakikalarca sürüyor. Zaten mesele de bu… Biz yıllardır bu zavallı hayvanlara n’apıyoruz?- Acısız kesme imkânımız varken, hatta dinimiz de bunu öneriyorken, sırf önyargılar nedeniyle, onları insanlık dışı yöntemlerle kesiyoruz!

BAĞIRMAMASI ACI ÇEKMEDİĞİNİ GÖSTERMİYOR Klasik kesim yöntemiyle onlara işkence mi çektiriyoruz? – Evet maalesef! Ve biz bunu yıllardır milyonlarca hayvana yaptık, yapıyoruz. Hayvan, önce bir bacağından zincirlenerek asılıyor, sonra boynunun Çözüm: Acısız kesim altındaki sinir boydan boya kesiliyor. Derken deri altı dokuları, kaslar, sinirler, damarlar ve gırtlak kesiliyor. Bu acı da tarif edilebilir cinsten bir şey değil! Gerçek bir vahşet! Bunların ardından aniden kan boşalınca, ciddi bir biçimde kan basıncı düşüyor. Dokulara oksijen gidemiyor ve hayvan bunun da acısını yaşıyor. Ardından soluma refleksiyle boynundan akan kanı da ciğerlerine doğru çekip ciğerlerini yakıyor ve üstüne bir de boğulma hissi yaşıyor… Of ki ne offf! Ama klasik kesimin acı vermediğini iddia edenler var… – Kendilerini kandırıyorlar. Hayvan bağırmayı kısa sürede kestiği ve hareketsiz kaldığı için acı duymadığını iddia ediyorlar. Oysa, acı duyusunun ortadan kalkması için hayvanın hareketsiz kalması değil, bilincin tam olarak kaybolması gerekir. Yani boynun kesilmesi ve bilincin kaybedilmesi arasında geçen sürede acı duyumu aralıksız devam ediyor. Hele ki sığır ve danalarda kesilmeden sonra bilinç kaybı ve beyin ölümü yavaş oluyor. Boğaz kesildikten sonra kan akarken beyin işlevleri devam ediyor. Yani hayvanın bağırmaması ya da hareketsiz kalması acı çekmediğini göstermiyor…

BİRÇOK DİNİ ADAMI SAKINCASIZ BULDU Hayvanın kesim sonrası, epey bir süre hâlâ acı çektiği nasıl ispatlanabilir?

– Beyin elektrosu çeken EEG cihazıyla çok rahat ispatlanabilir. Hayvan hareketsiz kaldıktan sonra yapılan EEG çekimleri, beyin ölümü olana dek hâlâ acı çektiğinin kanıtı… Peki siz ne öneriyorsunuz?

– Tabii ki acısız kesimi! Bayıltarak kesmeyi. Hayvanın ölümü yine kesilme neticesi oluşan kan kaybından olacak, yine kanı boşaltılacak ama hayvan acı çekmeyecek… Diyanet “Bayıltarak kesim yapılmasında dini açıdan bir sakınca yoktur!” fetvası verdi yıllar önce ama hâlâ bir gıdım ilerleme yok… Neden?

– Doğru, 2004’te Diyanet İşleri Başkanlığı “İslam’ın istediği koşullar yerine getirildiği takdirde, acısız kesimin dinen sakıncası olmadığına dair bir görüş belirtmişti. Birçok din adamı da acısız kesimin hiçbir mahzuru olmadığını açıkladı. Ama bu yasal bir zemine oturtulamadı. O günden beri de bir gelişme yok. Ben bu modern dünyada, hâlâ acı veren kesim yöntemlerinde ısrarcı olmanın günah olduğunu düşünüyorum. Dahası İslam dini, hayvanların acısız kesilmesini emrediyor. Belli bir yöntemi zorunlu kılmıyor. Hatta bildiğim kadarıyla ‘bıçak’ ismi bile geçmiyor. Yine de eskiden acısız kesim için en iyi alet keskin bir bıçak iken, artık kullanılabilecek acı vermeyen modern cihazlar var. Eskiden deveye binmek caizdi, şimdi birçok Müslüman daha modern diye Mercedes ile geziyor!

İŞLEDİĞİMİZ GÜNAHA SON VERMELİYİZ Sizce insanlar, yanlış inanışlardan dolayı acısız kesime kaygıyla mı bakıyorlar? – Aynen öyle! Bir taraftan yasal zorunluluk gerekiyor. Bir taraftan da insanları eğitmek gerekiyor. Yoksa 100 yıl geçse de hayvanlara karşı işlediğimiz bu günaha son veremeyiz. 2011’de hayvan refahıyla ilgili yönetmelik hazırlanırken, taslakta bu konu da gündeme getirilmişti. Hatta zamanın Bakanı Mehdi Eker’in sözü vardı. Ama yönetmelik yayımlandığında, ne olduysa oldu ve bu maddeler yer almadı. Oysa Tarım Bakanlığı, “Dinen sakıncası yoksa, bizce de sakınca yok” deyip topu Diyanet’e atmıştı. Fakat Diyanet, üzerine herhangi bir şey yapmadı… Şu an durum ne? – Herkes dinen sakıncası olmadığını biliyor ama topu birbirine atıyor! Ve hayvanlar yok yere eziyet çekmeye devam ediyor! Sizinle de 2010’da bu konuda bir röportaj yaptık. Ama değişen bir şey yok. Mezbahalar, dört duvarı kapalı alanlar. Ne yazık ki oradan yükselen çığlıklar Ankara’ya ulaşamıyor! Zaten bu acının farkına varılsaydı, bugün hâlâ bunları konuşuyor olmazdık… 7 YIL ÖNCE… 7 yıl önce ağrısız kesimi tartışmıştım. Pek çok uzman görüşü almıştım. “Türkiye’de hayvan kesiminde bir vahşet yaşanıyor” diyen Prof. Dodurga’yla röportaj yapmıştım. Din adamlarına sormuştum, aslında hepsi “Artık yeter! Çaresi, acısız kesim” demişti demesine ama sonra topu birbirine attı, bir türlü hayata geçemedi. Çözüm: Acısız kesim BUGÜN… Çorlu’ya gittiğimde gördüğüm manzara… Hayvan, çok seri halde bayıltıldı.Ayağından asıldı ve gırtlağı kesildi. Elbet ideal bir manzara değil ama en azından hayvanın acı çekmediğini, debelenmediğini görüyorsunuz.Canlı ama baygın.İslami kurallara da uygun. Çözüm: Acısız kesim İSLAMİYET’E TERS DÜŞMÜYOR Bayıltarak kesmek, hayvanların acılarını biraz olsun dindirmek mi? – Elbette! Hayvana uygulanan bayıltma yöntemi, saliseler içerisinde devreye giriyor ve hayvan, kafasına giren milin farkına bile varamadan bilincini kaybediyor. Böylece kesimin her aşaması, acısız şekilde devam ediyor. Ağrısız kesimin İslam’a ters düştüğünü söyleyen var mı? – Önyargıyla yaklaşıp, günah olduğunu söyleyen var. Ama kimse, ağrısız kesimin neresinin İslam’a ters olduğunu açıklayamıyor. Ters yanı yok çünkü. Tek kaygı ya bayıltma işlemi sırasında hayvan ölürse, acaba ‘leş’ olur mu? Biz bayıltma işleminde ölen hayvana rastlamadık. Siz, ağrısız kesimi bu ülkeye yerleştirmek için ne kadar uğraştınız? – Bu konuyu ilk defa gündeme getiren veteriner fakültelerinde gıda konusunda çalışan hocalarımız. Onlardan öğrendiklerimizle yola çıktık ve konunun takipçisi olduk. Bu konuyu ön plana alan bir dernek kurduk. Yurtdışındaki derneklerle birlikte çalıştık. Konuyu medyaya taşıdık. Bakanlıktaki meslektaşlarla irtibat kurduk. 2011’de çıkması gereken hayvan refahı yönetmeliğinde bu konuya yer verilsin istedik. Rahmetli Yaşar Nuri Hoca, İlahiyat Fakültesi Dekanı ve din adamlarıyla birlikte İstanbul’da bir toplantı düzenledik. Makaleler yazdık, konferanslar verdik. Dernek üyelerimizle ve yine uzman bir hocamızla beraber Diyanet İşleri Başkanlığı’nı ziyaret ettik. Din İşleri Yüksek Kurulu üyeleri ve Ankara civarındaki tüm müftülerimiz oradaydı. Anlatılanlardan sonra hiçbir din adamı bu işlemin dinen sakıncalı olduğunu iddia etmedi. Sadece “Bu konunun vatandaşa duyurulması Diyanet’in işi değil” diye duyurulma isteğimize olumsuz yaklaştılar. Sonuçta meramımızı ne topluma anlatabildik ne de yönetmeliklerde yer almasını sağlayabildik. Bu hayvanların tüm vebali bu konuya kayıtsız kalan sivil ya da resmi kurum yöneticilerinindir. Hayvanseverler sizin yanınızda ama değil mi? – İnanır mısınız, bazı hayvan severlerden bile tepki aldık. Onlar da, “Acısız bile olsa, herhangi bir kesim yöntemini savunmak hayvanın kesilmesini/ölümünü onaylamak anlamına geliyor” dediler! Bizim, hayvanların kesimine engel olabilmemiz mümkün değil. Et yiyen bir milletiz. Ama madem bu hayvanlar kesilecekler, bari acı çekmesinler! Mesele şu: Toplum, yeterince onaylamadığı takdirde, bu hayvanlar bağırtıla bağırtıla kesilmeye devam edecekler!

ACISIZ KESİM YAYGINLAŞSIN ARTIK
Sizce bu yöntem diğer belediyelerde de yaygınlaşır mı? – Bir kez bu yöntemi gözleriyle görseler, kendi belediyelerinde de uygulayacaklarına inanıyorum. Ama toplumda İslamiyet’le alakası olmayan önyargılar nedeniyle, acısız kesime tedirgin yaklaşılıyor. Bu da siyaset makamında olan belediye başkanları için önemli bir engel. Ama kimse unutmasın, o acı içinde kıvranan hayvanların vebali, o tür kesime izin verenlerin üzerinedir. Bunu anlamaları için iki kesim arasındaki farkı bir kere izlemeleri yeterli… BİLİNÇ KAYBINA YOL AÇTIĞI İÇİN HAYVAN HİÇBİR ACI DUYMUYOR Burası neresi? – Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi’nin modernleştirerek hizmete açtığı Çorlu mezbahası. Burada acısız kesim mi yapılıyor? – Temel olarak klasik kesim yapılıyor. Ama vatandaşa, acısız kesim alternatifi de sunuluyor. Onay alınırsa bu yöntem uygulanıyor. Beyin ölümüne kadar acı duyumu sürüyor Türkiye’deki pilot mezbahalardan biri mi burası? – Evet. Biz başka hiçbir mezbahada acısız kesim yönteminin uygulandığını duymadık. Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi’nin üçü özel firma, dördü ise bizzat büyükşehir belediyesince işletilen yedi mezbahasından sadece Çorlu mezbahasında bu yöntem var. Pilot olduğunu söyleyebiliriz; çünkü buradaki deneyimlerimizi hem kendimizi geliştirmek için kullanacağız hem de bu yöntemi kullanmak isteyen diğer belediyelerle paylaşacağız. Bayıltma işlemi küçükbaşlarda ve büyükbaşlarda aynı mı? – Yok hayır. Küçükbaş hayvanlarda elektroşok yöntemi kullanılıyor. Büyükbaş hayvanlardaysa mil yöntemi. Hayvanın, alnına, hava basıncıyla çalışan bir sistem sayesinde bir mil girip çıkıyor. Bu işlem, hayvanda hayati fonksiyonlarına etki etmeden, yani onu öldürmeden bilinç kaybına neden oluyor. Hemen ardından, bıçakla boğazı kesiliyor ve kanı akıtılıyor. Hayvanın acı çekmediği ne malum? – Klasik yöntemden farkı da bu zaten. Bu yöntem, saliseler içinde bilinç kaybına yol açtığı için hayvan hiçbir acı duymuyor. Beyinde acı duymaya ilişkin merkezler var. Bunlar, bilinç kaybıyla beraber kapanıyorlar ve hayvanın acı duyması artık mümkün olmuyor. Zaten beyin elektrosuyla yapılan çalışmalarda bu yöntemin uygulandığı hayvanda acıya ilişkin belirtilerin kaybolduğu ispatlanıyor. Klasik yöntemde ise, hayvanın başı gövdeden ayrıldığı halde, beyin halen fonksiyonlarına devam ettiği için, kesim sırasındaki acıyı hissetmeye devam ediyor. Beyin elektrosu alındığında dışarıdan gelen seslere dahi beynin hâlâ tepki vermeye devam ettiği net olarak gözleniyor. Beyin ölümü şekillenene kadar acı duyumu sürüp gidiyor… Neden şimdiye kadar uygulamadık? Tepkiler nasıl? – Gayet olumlu. Kesim seçime bağlı, ama genelde insanlar “Acısız kesim olsun!” diyorlar. Kasaplar nasıl karşıladılar? – Önce bir anlam veremediler. Ancak hayvanın kesilirken bağırıp çağırmadığını, acı içinde kıvranmadığını, çırpınarak etrafı kan içinde bırakmadığını görünce, “Neden şimdiye kadar uygulamadık?” dediler. Hatta, “Yıllarca hayvanlara boş yere acı çektirmişiz” diyenleri bile biliyorum.

Tüm canlılar, dünyaya eşit koşullarda gelir.
Ancak zamanla klasifikasyon ve sosyolojik etkenlerle, farklı statülere ayrılır.
Hayvanlar da en az bizim kadar yaşam hakkına sahiptir. Yaratandan ötürü tüm
yaratılanı sevmek ve saymak, insan olmanın gereğidir.
Hayvan onuru ile insan onuru eşit olup statüleri farklıdır.
Hayvana ve insana aynı canı ve nefesi bağışlayan yüce Tanrı’dır.
Kur’an- ı Kerim’de hayvan haklarına çok büyük önem verilmiştir.
Kurban Bayramı ise fakirleri sevindirmek için bir vesile olup aynı zamanda bir
ritüeldir.
Dini vecibeleri yerine getirirken; hayvanlarımıza saygılı ve merhametli olmak,
bir insanlık kuralıdır. Sonuç olarak var olmak bütün canlılar için haktır.
Bu cümle ile aslında varmak istediğim nokta, kesim sırasında yapılan vahşet
ve barbarlık.
Kaldı ki bu kötü ve insanlık dışı barbarlık ve acımasızlığı, her Kurban
Bayramı’nda alenen görmekteyiz.
Ancak esas olan mezbahalar gerçeğidir.
Mezbahaların beyaz fayans duvarları, hayvan çığlıkları ile kaplıdır; ses
geçirmez.
Mezbahalara söz de geçmez.
Bıçak gürültüleri kan ve iniltilerdir mezbaha demek.
Onlarca mezbahada, binlerce hayvan her gün büyük acı ve dramlara sahne
olmaktadır.
Yani kapalı kapılar ardında her gün tüketilen sonsuz acılar ve katliamlardır
anlatmak istediğim.
Klasik kesim yöntemi ya da sözüm ona helal kesim adına hayvanları dehşetle
tarifsiz acılar içinde kıvrandırarak kesiyoruz.
Hayvanların hepsi korku içinde kesim sıralarını beklerler.
Memeli hayvanlar, aynı insanlar gibidir. Yani bizler gibi hissediyorlar, anlıyorlar
ve biliyorlar her şeyi.
Bazen hamile hayvanlar dahi kesiliyor ve karınlarında nefes alan yavruları ile
ölüme gidiyorlar.
O kesim anını bir an düşünün hayvanın çırpınışlarını, böğürtülerini ve kan gölü içinde can verebilmek için hatta can vermemek için debelenmesini gözünüzde
canlandırın.
Oysa bu konuda Diyanet’in fetvası varken hala ilkel yöntemlerle kesime devam
ediyoruz inatla.
Bugün Avrupa ve hatta bazı İslam ülkelerinde kesim öncesi hayvanlar
elektroşok yöntemi ile bayıltılıyor ve ağrısız kesim yapılıyor.
Bu konuda yıllardır uğraş veren, konferanslara katılan, din adamları ile teatide
bulunan yurtdışında araştırmalar yapan Prof. Dr. Sayın Tamer Dodurka’nın
emekleri yadsınamaz.
Yine ilk acısız kesim Tekirdağ Çorlu mezbahası ile sevgili hocamız tarafından
hizmete geçirildi.
Uygar bir şekilde acısız kesim yöntemi varken ve Kur’an-ı Kerim ve dinimiz
bunu öneriyorken; barbarca ve acımasızca can almak niye anlayamıyorum.
Bir hayvanın kesilirken acı duymasının önlenmesi İslam’ ın ilahi mesajına,
çok daha fazla anlam yüklemez mi?
İnsan olabilmek aciz ve kendini savunamayan ağzı, dili olmayan hayvanlara
merhamet etmek ve savunmak sorumluluğudur.
Tekirdağ Çorlu mezbahasında olduğu gibi bu ağrısız ve acımasız yöntemin
tüm Türkiye’de uygulanması dileğimi yinelerken; çok değerli Tamer Dodurga
Hocamıza bir kez daha teşekkür ederim.
Kendileri bizatihi acısız kesimin İslamiyete ters olmadığını din adamları
müftülerin ve Diyanet’in de açıklamaları ile görüş alarak şöyle belirtiyor.
“Küçükbaş hayvanlarda elektroşok yöntemi kullanılıyor. Büyükbaş
hayvanlardaysa mil yöntemi. Hayvanın, alnına, hava basıncıyla çalışan bir
sistem sayesinde bir mil girip çıkıyor. Bu işlem, hayvanda hayati
fonksiyonlarına etki etmeden, yani onu öldürmeden bilinç kaybına neden
oluyor. Hemen ardından, bıçakla boğazı kesiliyor ve kanı akıtılıyor.” diyor. Ve
yine ekliyor. Sayın Prof. Dr. Tamer Dodurka;
“Hayvan bağırmayı kısa sürede kestiği ve hareketsiz kaldığı için acı
duymadığını iddia ediyorlar.
Oysa, acı duyusunun ortadan kalkması için hayvanın hareketsiz kalması değil,
bilincin tam olarak kaybolması gerekir.
Yani boynun kesilmesi ve bilincin kaybedilmesi arasında geçen sürede acı
duyumu aralıksız devam ediyor.
Hele ki sığır ve danalarda kesilmeden sonra bilinç kaybı ve beyin ölümü yavaş
oluyor. Boğaz kesildikten sonra kan akarken, beyin işlevleri devam ediyor.
Yani hayvanın bağırmaması ya da hareketsiz kalması, acı çekmediğini
göstermiyor…
BİRÇOK DİN ADAMI SAKINCASIZ BULDU
Hayvanın kesim sonrası, epey bir süre hala acı çektiği nasıl ispatlanabilir?

– Beyin elektrosu çeken EEG cihazıyla çok rahat ispatlanabilir. Hayvan
hareketsiz kaldıktan sonra yapılan EEG çekimleri, beyin ölümü olana dek hala
acı çektiğinin kanıtı…”
Diyerek ekliyor sayın hocamız.
Bazı okurlarımın bu satırları okurken dudağının ucundaki müstehzi
gülümsemeyi görebilir gibiyim.
Evet… Ne demişler ; “Ne zaman üstümüze lazım olmayan işlere karışırsak
adam oluruz “
Benim derdim adam olmak değil.
Benim derdim bir nebze insan olabilmek için hayvanlar için yazıyorum ve
yazacağım…
Bu yazımı, aynı zamanda Samsun Büyükşehir Belediye Başkanı sevgili dost
ve merhametli ve hayvan sever insan Yusuf Ziya Yılmaz’a ithaf ediyorum.
Türkiye’de ilk hayvan bakımevini tam teknolojik teçhizatı ve hekimleri ile
hayata geçiren.
Bakanlığın dahi örnek aldığı hiçbir masraftan kaçınmayarak, ambulansları
dahil
maddi, manevi tüm ihtiyaçlarını sorgusuz karşılayan, kedi kasabasını
kurduran, yine Samsun’da ilk kez bir hayvan mezarlığı kurulmasını sağlayan,
hayvan deyince iki damla gözyaşını göz pınarlarında zapt edemeyen, Samsun
hayvan gönüllülerine mama dağıttıran, sevgili dost insan;
Türkiye’de ağrısız ve acısız kesimin ikinci pilot bölgesi SAMSUN olsun.
Lütfen…
YÜREĞİNİZDEN MERHAMET HİÇ EKSİLMESİN


Hükümet, acısız kurban kesimi için Avrupa Birliği’ ne Aralık 2011 tarihini vermişti.

Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehdi Eker, kurban bayramının yaklaşmasıyla birlikte tartışma konusu yapılan hayvanların acı çekmeden kurban edilmesiyle ilgili son tarihi 2011 Aralık olarak vererek ; hayvan refahıyla ilgili yasayı çıkardıklarını, düzenlemeye göre, 2011 Aralık ayına kadar şoklamayla acı çektirmeden hayvan kesimine geçileceğini belirterek, şunları söylemişti:

“AB ile müzakereler sırasında gıda başlığı açılırken, hayvanların acı çekmeden kesilmesi konusunda şoklama yöntemi gündeme gelmişti. 2011 Aralık’ından itibaren mezbahalar başta olmak üzere, her yerde, hayvanların acı çekmeden kesilmesi uygulamasına geçilecek. İkincil mevzuatın ve yönetmeliklerin hazırlıkları sürüyor. ”Diyanet İşleri Başkanlığı da “Kurbanlık hayvanın kesimi esnasında hayvana fazla eziyet vermemek için elektrik şoku ile bayıltılması, bu hayvanın kurban olarak kabul edilmesinde dinen sakınca yoktur” açıklaması yapmıştı.

Istırap yasaklanıyor :  Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Yasası’nın hayvan refahı ile ilgili 9’uncu maddesinde, hayvanların “acı ve ıstırap” çektirilmemesi konusunda şu düzenlemeler yer alıyor:

  • Hayvanların kesimi ve hastalık kontrolü amacıyla öldürülmesi, hayvanlara gereksiz heyecan, acı ve ıstırap vermeden, türüne göre uygun araçlar kullanılarak, en seri şekilde yerine getirilecek.
  • Hayvanların sahibi veya bakımından sorumlu kişiler, barınma, bakım, beslenmelerini sağlamak, sağlıklarını korumak, acı ve ıstırap çekmelerini, kötü muamele görmelerini önlemekle yükümlü olacak. Dövüştürmek de yasak
  • Hayvanlardan daha yüksek performans elde etmeyi amaçlayan doping uygulanması, eğitimlerinde acı ve ıstırap veren yöntemler uygulanması, hayvanların dövüştürülmesi yasak olacak.
  • Hayvanların barınma ve nakillerinde bulunacakları yerler, belli bir metrekarenin altında olamayacak. Hayvanların hareket etmelerine imkan sağlanacak. Hijyene dikkat edilecek.

HAYTAP Onur Kurulu üyesi Prof. Dr. Tamer Dodurka’ nın mezbahalardaki acısız kesimin neden olması gerektiğine dair  bu sunumu HAYTAP’ ın 2012 yılındaki Samsun’da düzenlediği 5. Ulusal Temsilciler Toplantısında yapıldı .

Başa dön